Nefes açlığı terim olarak karşımıza hiperventilasyon şeklinde çıkar. Tanımı ise; aşırı sık ve derin nefes alıp verme durumudur. Fakat nefes açlığını açıklamadan önce kaygıdan bahsetmek gerekir, yani nefes açlığına sebep olan en önemli faktörden.

Neden kaygılanırız?

Kaygı, tehdide karşı verilen duygusal  bir tepkidir. Günlük sorunlarla baş edebilmemize yardımcı olur ve tehlike anında daha hızlı karar vermemizi sağlar. Bu tür kaygılar kısa zamanda azalan, baş etmesi daha kolay  ve hafif düzeydekilerdir. 

Kaygı ne zaman hayatımızda problem haline gelir?

Sürekli artan aşırı endişe durumu, süreğen huzursuzluk, sıkıntı, nefes almayla ilgili dikkatte artış ve sürekli olarak kendini dinlemek anksiyete olarak adlandırılır. Kaygının patolojik boyutudur ve kaçınılamaz, kontrol edilemez bir tehdit algısı yaratır.

Anksiyete belirtileri nelerdir?

Aşırı ve sürekli endişe anında bazı fiziksel değişimler yaşadığımız olmuştur. Baş dönmesi, kulak çınlaması, kalp çarpıntısı, kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve nefes darlığı gibi vücudumuzun tepkileridir. Zaman zaman nefessiz kaldığımızı hissedebiliriz. Derin ve sık nefes alma ihtiyacı olduğunu farkeder ve doyurucu nefes alamadığımızı sanarız. Bu durumda nefes açlığı meydana gelir.

Nefes açlığı nedir?

Anksiyete anında beynin sempatik sistemi kaçma ya da savaşma tepkisi verir. Bu esnada solunum hızında ve derinliğinde artış olur. Vücut kendini tehdit altında hissederken harekete hazır hale getirmek ister ve daha çok oksijene ihtiyaç duyar. Kişi nefes alma ihtiyacı olduğunu düşünerek sık sık ve derin nefes almaya başlar, sonucunda nefes darlığı hisseder. Bunun sebebi ise vücudumuz stres anında diyafram solunumu yerine göğüs solunumu kullanılır. Bu durum göğüs kaslarını gerginleştirir, yorar ve göğüste sıkışma hissine neden olur. 

Tüm bunlar anksiyeteyi daha da arttırır ve bir kısır döngü oluşur. 

Panik bozukluk ile çokça karıştırılan bir durum olmasına karşın nefes açlığı yaşayan kişilerin sadece %25’inde panik bozukluğu görülür.

Nefes açlığı ile nasıl başa çıkılır?

Nefes açlığı anksiyete bozukluğu olan çoğu kişinin deneyimlediği bir durumdur. Bununla başa çıkmanın en önemli yolu “şimdi ve buraya” odaklanmaktan geçer. Geçmişte yaşanmış olan veya gelecekte yaşanması planlanan bir deneyim ya da duygunun etkisi altında kalmadan anı kabul edip onaylamak en büyük yardımcımız olacaktır. Bunun için 5 duyu organımızla ana odaklanmak uygulayabileceğimiz etkili yöntemlerden biridir. O anda etrafta gördüğümüz nesnelere odaklanabilir, oranın ısısını hissedebilir, oturduğumuz yerin bedenimize temasını hissedip oranın kokusunu içimize çekebiliriz.

Nefes Açlığı esnasında çoğunlukla solunumunu değiştirenin kendimiz olduğunun farkına varamayız. Vücudumuzda bir problem olduğunu düşünürüz ve baş dönmesi, görme bulanıklığı, ateş basması, sersemlik gibi semptomlar da bu düşüncemizi destekler. Sonucunda anksiyete seviyesi artar. Döngü devam eder.

  1. Stresle Tetiklenme
  2. Anksiyete
  3. Derin Nefes Alıp Verme
  4. Nefes Darlığı Düşüncesi
  5. Bedende Bir Problem Olduğu Düşüncesi
  6. Artan Anksiyete

Önceliğimiz bu döngüyü kırmak olmalıdır. Bunun için en sık yaptığımız düşünce hatalarını keşfedebiliriz. Örneğin, felaketleştirme en sık yapılan düşünce hatalarındandır. Bu durumdan dolayı başımıza kötü bir şey geleceğine inanırız ancak bu yalnızca bir düşüncedir. Kendimize bunu hatırlatabiliriz. Daha sistemli bir çalışma için yazarak bu düşüncelerin üstesinden gelebiliriz.

Nefes açlığının uzun vadede çözümü için ise kaygının ana sebebi bulunmalı ve psikolog desteği alınmalıdır.

Diğer başa çıkma yöntemleri için bu yazıya da göz atabilirsiniz.

Yağmur Ertaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın