Hiç başlayıp da yarım bıraktığın bir kitap oldu mu?
Belki son bölüme kadar geldin ama bir şekilde devam edemedin. Kitabı kaybettin, başka bir kitaba başladın ya da hayat araya girdi.
Aradan uzun zaman geçse bile bazen aklına gelir.
“Acaba sonunda ne olmuştu?”
İnsan zihni yarım kalan hikâyeleri sevmez. Tamamlanmayan şeyler, tamamlananlardan daha fazla akılda kalabilir.
Bence eski ilişkiyi unutamamak da çoğu zaman buna benziyor. Çünkü bazen özlediğimiz şey yalnızca bir insan değildir. Zihnimiz, yarım kalan bir hikâyeyi tamamlamaya çalışıyordur.
Eski ilişkiyi unutamamak gerçekten hâlâ sevmek anlamına mı gelir?
Bir ayrılığın üzerinden aylar, hatta yıllar geçmiş olmasına rağmen eski ilişkiyi unutamamak birçok kişiyi endişelendirebilir. “Demek ki hâlâ seviyorum.” ya da “Neden hâlâ aklıma geliyor?” diye düşünebiliriz.
Oysa terapi odasında bunun her zaman böyle olmadığını görüyorum.
Bazen kişi eski partnerini değil; yarım kalan konuşmaları, söylenemeyen cümleleri ve cevapsız kalan soruları düşünüyor. Zihin, eksik kalan parçaları tamamlamaya çalışıyor. Bu yüzden ayrılık çoktan yaşanmış olsa bile aynı düşünceler tekrar tekrar zihne gelebiliyor.
Gerçekten kimi özlediğini fark etmek önemli
Ayrılık sonrasında “Onu çok özlüyorum.” demek oldukça doğal. Ancak bazen biraz durup şu soruyu sormak faydalı olabilir:
Gerçekten kimi özlüyorum?
Bazen özlenen kişi değildir.
Birlikte kurulan gelecek hayalleridir.
İlişkinin içinde hissedilen güven duygusudur.
Ya da o ilişkinin içindeki kendimizdir.
Bu ayrımı yapabilmek kolay değildir ama iyileşme sürecinde önemli bir adımdır. Çünkü neyi kaybettiğimizi anlamadan neye tutunduğumuzu da fark etmek zor olabilir.
Aynı düşünceleri tekrar tekrar düşünmek neden işe yaramıyor?
Ayrılıktan sonra zihnimiz aynı sahneleri tekrar oynatabilir.
“Keşke öyle söylemeseydim.”
“Ya son bir kez konuşsaydık?”
“Acaba beni gerçekten sevdi mi?”
Psikolojide buna ruminasyon, yani zihinsel geviş getirme diyoruz.
İlginç olan şu ki zihin bunu çözüm bulmak için yapıyor. Ancak çoğu zaman tam tersi oluyor. Düşündükçe rahatlamıyoruz. Aynı düşüncelerin içinde biraz daha sıkışıyoruz.
Bir noktadan sonra sorun artık düşüncenin kendisi değil, zihnin sürekli aynı yolu kullanması oluyor.
Bazı soruların cevabı olmayabilir
İnsan zihni belirsizliği sevmez. Bu nedenle ayrılık sonrası yaşanan en zor şeylerden biri de cevap bulamamaktır.
“Neden bitti?”
“Neden değişti?”
“Gerçekten sevdi mi?”
Belki bu soruların hiçbirinin net bir cevabı olmayacak.
Ve bazen iyileşmek, bütün cevapları bulmakla değil; bazı soruların cevapsız kalabileceğini kabul etmekle başlıyor.
Eski ilişkiyi unutamamayı fark etmeden sürdürüyor olabilir misin?
Bazen iyileşmeyi zorlaştıran şey yalnızca düşünceler değildir. Günlük hayatta yaptığımız bazı davranışlar da bu döngüyü canlı tutabilir.
Sürekli sosyal medya hesaplarını kontrol etmek…
Eski mesajları tekrar tekrar okumak…
Ortak arkadaşlardan haber almaya çalışmak…
Her temas, zihne aynı hikâyeyi yeniden hatırlatabilir.
Bu yüzden bazen asıl ihtiyaç, unutmaya çalışmak değil; bu döngüyü besleyen alışkanlıkları fark etmektir.
Kendini yeniden hatırlamak
Ayrılık sonrasında birçok kişi hayatını beklemeye alıyor.
Yeni bir hobiye başlamak…
Arkadaşlarla daha fazla vakit geçirmek…
Yeni planlar yapmak…
Bunlar bazen suçluluk hissettirebilir.
Oysa iyileşme çoğu zaman tam burada başlıyor.
Ben buna kendini yeniden inşa etmekten çok, kendini yeniden hatırlamak demeyi seviyorum.
Çünkü çoğu zaman kaybolan kişi sen değilsin. Sadece uzun zamandır bütün odağını ilişkiye verdiğin için kendine ayırdığın alan küçülmüş olabilir.
Sonuç
Eski ilişkiyi unutamamak her zaman hâlâ âşık olduğun anlamına gelmez.
Bazen zihnin yarım kalan bir hikâyeyi tamamlamaya çalışıyordur. Bazen cevapsız kalan soruların peşindedir. Bazen de özlenen şey, ilişkinin içindeki hayat ya da kendin olabilir.
İyileşmek ise geçmişi tamamen silmek değildir. Yaşananları inkâr etmek de değildir. Asıl mesele, o ilişkinin bugününü yönetmesine izin vermeden hayatına devam edebilmektir.




