Aşkın Online Hali
21 Kasım 2012
İphone App: Telefonunuz Terapistiniz Olabilir!
17 Ocak 2013

Otizmli Bireyde Kaygı Bozukluğu

Otizm spektrum bozukluğunda, sıklığının bu kadar yüksek olduğu bilinen anksiyete bozukluğunun sosyal etkileşim eksikliği ile ilişkisini, yalnızlaşmaya olan etkisini göstermeye ve bunun ölçümlenmesinden kullanılması muhtemel ölçüm aletlerinin geçerliliğini ve güvenilirliğini sizlerle tartışacağız.

Otistik spektrum bozukluğu ileri düzeyde ve karmaşık yetersizlikle karakterize, nörogelişimsel bir bozukluktur. Beş ayrı kategoriden oluşur, otizm, asperger sendromu, Atipik otizm, çocukluk dezentegratif bozukluğu, rett sendromudur. Otizm ise bu kategoride yer alan rahatsızlıklardan yanlızca biridir. 2007 yılında Otistik spektrum bozukluğu 152 çocukta bir görülmekte(centers for disease control 2007) iken 2012 verilerine göre 88 çocukta bir görülmektedir.

Klinik veriler otizmli okul dönemi çocuklarında ve ergenlerde anksiyetenin en sık gözlenen rahatsızlık olduğunu belirtmektedirler(GHAZİUDDİN 2002).Normal gelişim gösterenlerde %5 iken otizmli çocuklarda anksiyete farklı araştırmalara göre %11 ile %84 arasında değişmektedir(White et.al.2009) Sıklığının bu kadar yüksek olduğu bir rahatsızlığın tanısının ve tedavisininde etkili yapılıyor olması gerekmektedir.

Araştırmalar normal çocuklarda konuşmanın ve kendini ifade edebilmenin anksiyeteyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse konuşma bozukluğu olan(dil ve konuşma bozukluğu, kekeme,selective mutizm) çocuk ve ergenler, normal çocuklara göre daha fazla anksiyete semptomları göstermekte ve teşhis almaktadır . (Blood et al.2007)Kekeme olan bir ergenin, normal bir ergene göre anksiyete skoru anlamlı bir şekilde yüksek çıkmıştır. Ayrıca kekemeliğe ilaveten dil veya konuşma bozukluklarından birine sahip bireyin anksiyete puanı sadece kekeme olan bireye göre anlamlı bir şekilde yüksek çıkmıştır. Bozukluk arttıkça, anksiyete de artmaktadır.

Anksiyetenin neden otizm tanılı çocuklarda bu kadar yaygın olduğu tam olarak açıklanamamakla birlikte. Yapılan araştırmalar yapısal ve nörokimyasal bozukluklar olduğunu ve otizmli bireylerin anksiyeteye yatkınlığı ile açıklamaya çalışmaktadır. Nörokimyasal bozukluk ve yatkınlık hipotezi sosyal etkileşim bozukluğunun doğal sonucu olduğu fikrini elimine etmektedir.

Ayrıca bazı araştırmalar ise anksiyete ile otizm geni arasında bağlantı olduğunu göstermektedir. Bunlardan hangisinin kesin olduğu şu anda tam olarak bilinmemektedir. Ancak sosyal etkileşimdeki bozuklukların, sosyal anksiyeteyi yordamamızda yardımcı olacağını göstermektedir.

Otizm, iletişim ve Anksiyete: Otizmli çocuklar, gelişim geriliği gösteren çocuklardan çok daha fazla sosyal etkileşim problemi yaşarlar (Matson,Fodstad,Hess,Neal,2009). Yaklaşık %30 ile %50 arasındaki otizm tanılı birey uygun konuşma düzeyine ulaşamaz(bryson,1996), (Prizant,1997). Sosyal etkileşim eksikliği(göz kontağı,konuşma, içe kapanış vbz.) tanının konulmasında ilk gözümüze çarpan belirtilerdendir.

Sosyal etkileşim bozukluğunun, otizm ile ilişkili olduğu ve bunun da anksiyeteye doğrudan etki ettiği düşünülmektedir. Kendi yaşıtları ile iletişim kurarken zorluk çekmeleri bunlara bir örnektir(yüksek fonksiyonlu otizmli birey). Yüksek fonksiyonlu bir otizmli kendi sosyal etkileşim bozukluğunun farkındadır ve anksiyetesi sosyal ipuçlarını yanlış yorumladığı ve sosyal başarısızlık yaşadığı için artar.

Bazı araştırmacılar yüksek fonksiyonlu otizmli çocukların, anksiyete eğilimleri düşük fonksiyonlulara göre daha yüksek olduğunu söylemektedir bunu otizmli çocuğun işlevsellik düzeyininin, anksiyete yaşantısını ifade etmekte zorlanacağı için düşük çıktığını söyleyerek açıklamaktadırlar. Yani anksiyetesini doğru şekilde ifade edemediği için bunun düşük raporlandığını söylemektedir.

3 grup karşılaştırılarak yapılan son araştırmaların sonuçlarına göre;

* Otizmli çocukta iletişim sorunu arttığında, daha düşük anksiyete belirtileri veriyorlar.
* Yaygın gelişimsel bozukluk olan grup iletişim problemi arttığında, daha yüksek anksiyete belirtileri sergiliyorlar.
* Her hangi bir tanısı olmayan çocuklarda iletişim problemi arttığında, daha yüksek anksiyete sorunları sergiliyorlar.

Bu zamana kadar yapılmış araştırmalardan farklı olarak bu araştırmada otizmli çocukların iletişim problemleri arttıkça anksiyeteleri düşmekte bu durum bu zaman kadar yapılmış araştırmalarla ters düşmekte. Bu bilgi letaretürle uyuşmayan bir bilgidir.

Bir diğer araştırma sonuçlarına göre:

* Tüm örneklem için en yüksek skor ayrılma anksiyetesidir.
* En düşük skor zarardan kaçınma anksiyetesidir.
* Yüksek anksiyete rapor eden otizmli bireyde sosyal etkileşim bozukluğu olmakta.
* Yüksek anksiyete rapor eden bireyler, daha fazla yalnızlık deneyimlemektedir.
* Sosyal anksiyete ile yalnızlık skoru arasında koraletif ilişki vardır.

Sosyal etkileşim bozukluğu ve anksiyete, sonucunun yalnızlık ve sosyal izolasyona yol açması beklenen bir durumdur. Ancak otizmli çocuklarda anksiyete semptomları ile sosyal problemler arasında veya anksiyete ile sosyal izolasyon arasında neden sonuç oluşturacak yeterli dataya sahip değiliz.

Ölçüm Problemi:

Tanılarda Örtüşme: Otizm ile anksiyetenin tanılanmasında da belli sınırlılıklar bulunmakta, bazı özellikleri otizm ile benzeşmekte. Örneğin, kaçınma, korkular,anormal uyku alışkanlıkları, irritabilite gibi.

Konuşma problemi: %50 den fazla otizmli konuşma problemi çekmekte ve dünya ile ilişkileri sırf bu yüzden çok sınırlı. Konuşamadıkları için bir çok hissettiklerini anlatamayan otizmliler anksiyete gibi komorbid tanıları da ifade edememekteler. Yapılan son araştırmalara göre otizmli bireylerde büyük konuşma bozuklukları, düşük anksiyete belirtileri ile karakterize(Davis,2011). Yüksek fonksiyonlu bireylerde ise anksiyete semptomları daha yüksek çıkmıştır(Challfant,2007). Bu bilginin bu şekilde çıkmasının sebebi yüksek fonksiyonlu bireylerin, yüksek ifade etme yetenekleri vardır ve daha fazla anksiyete semptomu göstermektedirler. Düşük işlevli bireyler düşük bilişsel kapasiteye ve düşük ifade gücüne sahiptir bu yüzden duygularını sağlıklı bir şekilde ifade edemezler.

Benzer şekilde anksiyeteyi otizmli çocuklarda ölçümlemek ile ilgili de sıkıntılar yaşanmaktadır ve ölçme araçları normal bireyler için hazırlanmışken otizmli bireyleri ölçmekte ne kadar başarılı olabilir? Geçerliliği ve güvenilirliğinden ne derece söz edilebilir? Ayrıca otizmli birey semptomları anlatırken kendini ifade etmekte ne kadar iç görü sahibi olabilir? Bazı çalışmalar için aile ve bireye testin uygulanması ya da sadece aileye testin uygulanması testin sonuçlarını çok etkilememektedir(anlamlı fark bulunmamaktadır). Testi doğrudan otizmli bireye uygulamak ya da ebeveyne testi uygulamak konusunda çeşitli tartışmalar mevcut. Aileye uygulandığında anksiyete düzeylerinin veya türlerinin farklı çıkması, ailenin ön yargısı ve kendi yorumlayış şekli, bozucu etki yapmaktadır(aile grup üyelerine karşı bilgiler verirken, hasta bu bilgileri vermemektedir.) Bu da sonuçları etkilemektedir.

Otizmliler ile ilgili yanlış bilinen, yalnızlığı seçtikleri ve ilişki kurmak istemedikleri düşünülmesine rağmen ciddi bir şekilde sosyal entegrasyona karşı güçlük çektiklerinin farkındalardır ve normal gelişim gösterenlere göre daha fazla yalnızlık çektiklerini belirtmektelerdir. Sosyal etkileşimde, ilk sohbeti başlatmakta özellikler kendi yaşıtlarına karşı daha çok zorlanırlar. Bu sosyal zorluklar, ortaokul ve liseye doğru daha da artmaya başlar ve çocuk bu eksikliğinin farkına varmaya başlar ve sonunda bu farkındalık anksiyete probleminin gelişmesine sebep olur (Özellikler Yüksek İşlevlilerde).

Klinik Psikolog Barış Gürkaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir