Daha Mutlu Daha Üretken Olabilirsin
6 Mayıs 2014
Depresyon Tedavisi
14 Mayıs 2014

Psikolog Gözünden Sosyal Medya

Psikolog Barış Gürkaş Röportaj
Psikolog Barış Gürkaş Röportaj
Bir psikolog olarak Sosyal Medya’nın tanımını yapar mısın bize?
Sosyal medya ve insan davranışları üzerine her geçen gün yeni araştırmalarla karşılaşıyoruz. Araştırmaların yayınlandığı uluslararası yayınlara baktığımızda en popüler araştırmalar arasında sosyal medya ve insan etkileşimine dair araştırmalar yer alıyor. Bu durumda sosyal medyanın ne olduğu neye dönüştüğü, neye dönüşeceğine dair değişimin ve dönüşümün devam ettiğini söyleyebiliriz.
Benim bakış açıma göre, sosyal medya insanların yeni etkileşim ve paylaşım merkezleri. Ancak bu alanda normal hayattakinden daha cüretkâr ve teşhirci davrandığımız kesin. Örneğin insanlar oldukları yerleri, hatta olmak istedikleri yerleri normal hayattaki sohbetlerinde söylemekten çekinecekleri, ayıp bulacakları şekilde deşifre ediyorlar. Hatta bu paylaşımların şeklinin kişilik tiplerine göre farklılaştığını görüyoruz.
Sosyal medyanın hayatımıza ilk girdiği dönemde paylaşımlar gizli kimlikler aracılığıyla yapılırken, bugün gelindiği noktada bizim günlük hayattaki gerçek kimliğimize yakın kimliklerimizle yapıldığını görüyoruz. “Gerçek kimliğimize yakın” diyorum, çünkü sosyal medyada sergilediğimiz kimliğimiz idealize ettiğimiz, olmak istediğimiz kimliğimizi karşılamakta. Buda birçok zaman dijitalde tanıştığımız kişinin gerçek hayatta tanıştığımızdan farklı olmasıyla sonuçlanıyor.
Dijital çağın içine doğan neslin bizden ayrıldığı en büyük noktanın buradaki ayrım olacağını düşünüyorum. Yani gerçek kimlikleriyle, sosyal medyada sergiledikleri kimlik arasında fark neredeyse hiç olmayacaktır. Buda dijitalle, gerçek hayatın daha da iç içe geçmesini sağlayacaktır.
Oldukça aktifsin sosyal ağlarda, dijitaldeki varlığın hakkında neler söylemek istersin?
Sosyal ağları oldukça aktif kullanmaya çalışıyorum, çünkü insanlar artık günün önemli bir kısmını ekrana bakarak geçiriyorlar. Bu durum da mesleğime dair vermem gereken mesajları onların ekranlarına düşürmem gerektiğini bana söylüyor.
İşin doğrusu bir yandan teknoloji bağımlılığı üzerine yazılar yazıp bir yandan insanların teknolojiye entegrasyonu üzerine yazmak bu zincirin en zayıf halkası. Çünkü bağımlılık diye adlandırdığımız durum bu çağın bir gerçeği. Ancak bağımlılık adına şunu çok net biliyoruz ki teknoloji okuryazarlığı bu süreci en az etkiyle atlatmamızın tek yolu.

Ayrıca çok etkili yazı ve paylaşımlarının olduğu bir bloga ve facebook fan page’e sahipsin. Yazı ve paylaşımları genel olarak neye göre belirliyorsun? Paylaşımların ne düzeyde ilgi görüyor? Nasıl bir takipçi kitlesine sahipsin? Takipçilerinle iletişimin nasıl? Aldığın geri dönüşlerden bahseder misin?
Genel olarak psikoloji üzerine paylaşımlarda bulunuyorum. Paylaşımlarımın ilgi görmesi genellikle onlara koyacağım başlığa göre belirleniyor. Yani her konuda olduğu gibi psikolojide de insanlar başlıkta kendilerine en kısa yoldan, en hızlı şekilde en acil ihtiyaçlarına fayda sağlayacak konuları tercih ediyorlar.
Takipçi kitlem ise çok değişken, konu insan olunca herkes bizim takipçimiz olabiliyor. Genellikle takipçilerin iletişim şekilleri (mail vbz.), kendi sorunlarına cevap arama şeklinde oluyor. Onların bir maillerine bile cevap yazmak, bazen onların hayatlarında büyük değişimlerle sonuçlanıyor. Başlarda cevap olarak yazacağım mailin pek etkisi olmayacağını düşünürdüm ancak sonrasında geri dönüşleri gördükçe ben dahi inanamadım. Normal şartlar altında bir mail neyi değiştirebilir derdim, ancak bir öneriyi arkadaşları yerine bir psikologdan duymaları onların bunu uygulamaktaki güçlerini arttırdığını gözlemlememi sağladı. Günlük ilişkilerdeki uzman görüşünün uygulamadaki etkisini, bu süre boyunca mail aracılığıyla da gözlemlemiş oldum.
Günümüz insanında internet bağımlılığı diye bir durum söz konusu mu sence? Bu konuda neler söylemek istersin?
İnternet bağımlılığı bu çağın en önemli sorunlarından, insanlar bununla yaşamak zorunda olup bundan uzak kalabilmek için çaba sarfederek sağlıklı kalmaya çalışıyorlar. Bu öyle bir hal alabiliyor ki özellikle ergenlerde günde 17 saat ekrana bakarak geçirebiliyor. Bundan kurtulmak için genellikle aileleri tarafından panik halinde psikolojik destek almak için kliniklere getiriliyorlar.
Bu yüzyılda bundan tamamen uzak kalabilmek ne mümkün ne de gerçekçi, onunla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bu da ancak günlük rutinlerimizi ve ilişkilerimizi bozmayacak şekilde onunla yaşamayı öğrenmekten geçiyor. Ondan uzak kalmak hayatımıza giren yeni giyilebilir teknolojilerle (Google Gözlük vbz.) gelecekte daha da imkansız hale gelecek.
Bir diğer taraftan teknoloji bağımlılığının, televizyonsuz bir dönemi deneyimlemiş bir topluluğun bir anda her tarafını bu denli ekran saran bir çağda yaşamak zorunda kalmasının bir adaptasyon süreci olduğunu düşünüyorum. Bu çağın koşullarına ayak uyduran insanın dönüşümü, sosyalleşme adına çeşitli farklılaşmaları da beraberinde getirdiği kesin. Sosyal medya bundan 50 yıl önce dünyaya gelen birey için yozlaşma olarak değerlendirilirken, bugün doğan ve kumandalı TV ile bile karşılaşmayacak bir nesil için anlamsız bir tartışma olacaktır.
İçinde bulunduğumuz adaptasyon sürecinde teknolojiyi ateşe benzetiyorum, çok yaklaşırsanız yakar, çok uzak kalırsan ısısından faydalanamazsın, belli mesafede kalırsanız ısıtır.

Psikolog
Barış Gürkaş
İstanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir