Psikolog Desteğine İhtiyacınız Olduğunu Gösteren 7 İşaret
20 Eylül 2016
Başarılı Girişimcilerin 6 Temel Özelliği
26 Eylül 2016

Bütün Cadılar Kötü Mü?

“Batı’nın Kötü Cadısı” bize hayata dair bir şeyler öğretebilir.

Çoğumuz Oz Büyücüsü’nün hikayesini biliriz ve Dorothy sarı tuğla yolu takip ettiğinde neler olduğundan haberdarız. O yolda ileri gittikçe biz de aslanla, teneke adamla ve köpeği Toto’yla yaşadıkları tecrübelere ve sıkıntılara tanık oluruz. Peki hiç durup da kötü cadının hayatını düşündüğünüz oldu mu? Onun hikayesi ne? Size biraz -Batı’nın Kötü Cadısı olarak bildiğimiz- Elphaba’nın; üvey babayla alkolik bir annenin kızının hayatından bahsedeyim.

Elphaba’nın hayatının ilk zamanlarını incelerken iyilik ve kötülük kavramları üzerinde iyice düşünmeliyiz. Elphaba yeşil bir ten rengiyle doğdu ve ailesi tarafından sevilmeyip reddedildiği ve böylece daha en baştan onu kimsesiz bir çocuk haline getirdikleri için zor bir çocukluk yaşadı. Hikaye boyunca biz Elphaba’nın hiçbir iyi tarafı olmayan uğursuz bir cadı olduğuna kanaat getiriyoruz ama “Wicked”in yazarı büsbütün farklı bir tablo çiziyor. Öyleyse yazarın kötü cadısının hikayesi üzerine kafa yormamız lazım: Elphaba doğuştan kötü müydü? Yetiştirilme tarzı yüzünden mi kötü oldu? Geçmişindeki hangi olaylar ve olgular onu “kötü cadı” haline getirdi ya da o gerçekten de kötü bir cadı mı?

“Bazen onun gerçekten de acımasız ve çok kötü biri olduğunu düşünüyoruz. Ama aslında onun bakış açısından görüp düşünebilmemiz lazım. Hiçbir zaman olmasını istediği gibi mutlu bir hayatı olmadı çünkü istediği hiçbir şeyi hiçbir zaman elde edemedi.”

“Bütün cadılar kötü olmak zorunda değildir.”

Bu hikayenin hepimiz için önemli olmasının pek çok nedeni var ve eğer değişmek istiyorsak kendimizle ve başka insanlarla ilgili bazı zor sorular sormaya başlamamız gerekiyor. Hayattaki meseleler bağlantısal olarak meydana gelir ve bu yüzden sorunların da bağlantısal olarak değişmesi gerekir. Bu sebeple, sadece kendi hayatımızı değil başka insanların da hayatlarını ölçüp tartmak, düşünmek zorundayız (buna “zihin teorisi” [Theory of Mind] denir).

Yani bizim hoşumuza gitmeyen davranışlarda bulunan, doğru bulmadığımız şeyler yapan insanlar hakkında etraflıca düşünmeliyiz. Bu şekilde mi doğdular? Yetiştikleri ortam yüzünden mi “kötü” oldular? Geçmişlerinde yaşadıkları hangi olaylar onları “kötü” yaptı?

Kendimiz için ve başkaları için değişim; dışarıdan gördüğümüz yüzeysel manzarayı cevap olarak kabul etmeyi değil, derine inmeyi ve daha büyük sorular sormayı gerektirir. Annem her zaman şöyle derdi: “Zarfa değil, mazrufa bak.” Daha basit bir dille söylemek gerekirse, hiçbir kişiyi ve olayı dış görünüşüne, dışardan görünüşüne göre yargılama. Şimdi biliyoruz ki annem haklıymış (yine!) .

 

Jennifer Slingerland Ryan

Çeviri: Selmin İrem

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir